Adatepe Köyü

Adatepe Köyü
Ege Denizinin doğu kıyısında,İda Dağının batı yamaçlarında,Edremit Körfezinin kuzey ucunda bulunmaktadır. Yerleşim antik çağlarda başlamış, İliada destanında "Gargaros"olarak adıgeçen bölgededir ve yerleşim günümüzde de sürmektedir. Köyün bulunduğu bölge Truva , Leleg, Midilli, Pers, Atina, Roma, Selçuklu, Osmanlı hakimiyetleri görmüş ve bunların izlerini taşımaktadır. Yüzyılların birikiminin oluşturduğu taş işçiliğinin örnekleri köyde mevcut binalarda görülmektedir. Çevrede betonlaşmanın başlaması nedeniyle köy 1989 yılında SIT alanı ilan edilmiştir. Bugün,daha önceden mevcut evlerden başka yeni ev yapılamamakta,mevcut ayakta olan evler aslına uygun restore edilmekte,yıkık durumda olan evler ise köydeki mimariye uygun yeniden inşa edilmektedir. (Bunlar için Anıtlar Kuruluna proje ile başvurulması gerekmektedir.) ZEUS ALTARI antik çağdan kalmış olup,köyün denize bakan tepesinde bulunmaktadır. Köyde bulunan tarihi eserler Çanakkale Müzesi tarafından koruma altına alınmışKöyün Türk yerleşiminin ilk olarak Selçuklu döneminde Orta Anadoludan getirilenlerle başladığı, 19.yüzyıl içinde Midilli Adasından hizmetli olarak getirilen Rumların , zamanla yerleşmesi sonucu Rum nüfus arttığı ve Türklerle Rumların beraber yaşadığı köyün yaşlılarınca söylenmektedir. Evler, mimari özelliklerden dolayı görsel olarak Türk ve Rum Tipi olarak ayrılabilmektedir. Kurtuluş Savaşından sonra yapılan "Mübadele" sonucu Rumlar Yunanistan'a gitmiş,boşalan yerlere de Midilli ve Girit'ten gelen Türkler yerleştirilmiştir. 1950 senesinden sonra parti kavgası nedeniyle köyde boşalma başlamış ve köyün yarı nüfusu köyü terketmiştir. Sahil kesimlerinde yerleşimlerin artması,ticaretin sahile kaymasına neden olmuş ve köydeki geçim kaynaklarının azalması ile geri kalan nüfus da sahile ve büyük yerleşim yerlerine gitmiştir. 1960 lardan sonra köyde çok az nüfus kalması sonucu mevcut evler bakımsızlıktan yıkılmaya başlamış,kalan yerler de genellikle ağıl ve ahır olarak kullanılmıştır.tır. Köy camii Selçuklu yapımıdır.
Adatepe Çanakkale İl Merkezine 105 km, İlçesi olan Ayvacık'a 35 km.uzaklıkta Edremit Körfezi İda dağları yamacında olup,son sayıma göre de tüm nüfusu 427 kişidir. Köy sahilden karayolu ile 4 km.yukarıda,Zeus Altarı'nın bulunduğu tepe'nin ardında çam ve zeytin ağaçları ile çevrilidir. Sahilden bakıldığında görülmez. Bu bölgedeki köyler korsan saldırılarından korunmak için tepelerde kurulmuşturlar. Ancak diğer köyler sahilden görülebilirler. Tehlike kalktıktan sonra sahilde yerleşimler başlamış, Adatepe'nin liman ve gümrük yeri olan Küçükkuyu gelişmiş,Adatepe'nin sahil kesimlerini bünyesine katarak Belediyesi olan bir belde haline gelmiştir. Köyün kuzeyde orman sınırındaki kesiminde de Yörükler tarafından ayrı bir mahalle kurulmuş,bu mahallenin nüfusu çoğalmış ve muhtar burada oturanlar tarafından seçilmektedir. Çanakkale ilinde arazisi en büyük olan köydür.Adatepe Türkiye'de eskiden Kanalizasyon tertibatı olan ender köylerden biridir. Köyün iç yolları ile sahile inen 4 km. uzunluğundaki yol zamanında taş kaplama ile döşenmişti. Eskiden bu kadar gelişmiş bir köyken, yol ancak 1999 senesinde asfalt kaplanmıştır. Eskiden 500 hane olduğu söylenen köyde hamam, fırın, kahvehane,meyhane,kunduracı, berber, zeytinyağı fabrikaları gibi tüm esnafın bulunduğu köyde bugün bir bakkal bile yoktur.Kalıntıları durmaktadır. Köy SIT alanı ilan edildikten sonra,büyükşehirlerde oturan entellektüel kesim tarafından ilgi görmüş,eski binalar satın alınarak restore edilmeye başlanmıştır. Yardımlaşma ile köy temizliği yapılmaktadır.Sokaklara çöp bidonları koyularak,çöplerin etrafa atılması önlenmekte,ayrıca düzenli olarak sokakların temizliği yaptırılmaktadır.

Bu binalar restore edildikçe köyün maddi ve manevi değeri yıllar içinde gün geçtikçe artmaya başlamıştır. 2000 yılı itibariyle yaklaşık 100 ev restore edilmiştir. Ancak restorasyonlar için devletin hiçbir katkısı olmadığı (kredi v.s.)gibi çeşitli mevzuat zorlukları ve engelleri ile mücadele edilmek zorunda kalınmaktadır. Yeni yerleşmeye başlayanlar köye aynı zamanda çeşitli maddi ve manevi katkıda bulunmaya çalışmaktadırlar. Ancak burada da Muhtarlığın Türkmen mahallesinde olması ve köyün gayrimenkullerinin daha önceki idareciler tarafından uzun vadeli kiralamalarla bloke edilmesi ve mevzuat zorlukları engelleyici olmaktadır. Köyde şu anda konaklama için az da olsa imkan vardır. (Bak.»Konaklama) Köyün su sorunu ise 2002 yılında halledilmiştir. Gerek kaynaktan gelen hattın, gerekse köy içindeki hatların çok eski olması ve gelen suyun kapasitesinin azalması, ayrıca yerleşimle birlikte yeni yaşam tarzı nedeniyle kullanılan suyun artması, bahçelerin düzenlenerek sulanması eski sisteme göre gelen suyun yetersiz kalmasına neden olduğundan, köyün içhatları 2002 yılında yenilenmiş,ayrıca Köy Hizmetleri tarafından civar köyleri tevzi edilen grup suyundan Adatepe'ye de bağlantı yapılmıştır. Köydeki faaliyetsiz ilkokul binası,valilikten kiralanarak, restore edilmiş ve seminer, konferans,atölye çalışmaları yapılan bir mekana;ADATEPE TAŞ MEKTEP'e dönüştürülmüştür.Yaz aylarında faaliyet göstermektedir.

I.Dünya Harbinden önceki yıllarda Adatepe’de güzeller güzeli Refika adında bir kız yaşardı. Refika güzelliğiyle olduğu kadar iyiliği,yardımseverliği ve neşeli kişiliğiyle de köylülerin kalplerine taht kurmuştu. Bir de güzel sesi vardı ki, o söylerken herkes susar hayran hayran onu izlerdi. Sadece Adatepe’de değil civar köylerde de nam salmıştı Refika. Onsuz düğün olmaz, O da kimseyi kırmaz, her çağırıldığı düğüne mutlaka giderdi. Düğünler Refika’yla şenlenirdi adeta. Zeytinler olgunlaşıp ta toplanma zamanı gelince tüm köy halkı hep birlikte toplardı zeytinleri. Refika kendi zeytinlerini topladıktan sonra yardım ederdi diğerlerine. Bir başka olurdu zeytin yüklü dalların gölgesinde O’nun sesinden türküler.Bilirdi ne çok sevildiğini; bilirdi de bilmez gibi yapardı sanki. O bu kadar sevilirken yörede, nasıl olduysa hiç kimseye gönlü düşmemişti, muhacir Ali’yi görene dek.

Muhacir Ali köyde yiğitliğiyle tanınan yavuz bir delikanlıydı. Refika’nın zeytin karası gözlerine o da vurulmuştu hanidir. Kalpleri sevdaya yelken açmıştı Ege’nin mavi sularına karşı zeytinliklerle kaplı tepelerde. Ali, O’nu sakınır saklar olmuştu her gözden. Ve söz vermişti Refika evlendikten sonra bir tek Ali’sine şarkı söyleyeceğine.Köyde bir kalp daha vardı ki; çılgınca Refika için atıyordu. Hem evliydi hem çocuklu. Söz dinletemiyordu kalbine ve güzeller güzelinin yollarına çıkar olmuştu sanki tesadüf etmiş gibi. Refika görür görmez gibi yapar, duyar duymaz gibi yapar, bilir bilmez gibi yapardı o köylünün ilgisini. Kimsenin zarar görmesini istemedi ve öylece sessiz kaldı günlerce haftalarca. Bir gün yine taktı sepetini koluna tuttu zeytinliğin yolunu. Göresi gelmişti muhacir Ali’yi.

Ağır adımlarla kahvenin önünden geçerken gözleri Ali’yi aradı, ama O yoktu. Yüreğine tarifsiz bir korku saplandı. Civarda yankılanan üç el silah sesi Refika’nın içini yaktı. Ahali sese doğru koştu. Yerde uzanan bedenin etrafını sarmıştı uğultular. Refika kalabalığı yarıp baktı yerde yatana, Ali değildi. Şimdi kime üzülseydi? Yitip giden o ümitsiz köylüye mi, yoksa bir daha hiç kavuşamayacağı muhacir Ali’sine mi? Jandarmalar geldiğinde köyden kimse muhacir Ali demedi. Bir daha da Ali’yi gören olmadı.

Refika artık eski Refika değildi. Ne bir tebessüm görüldü o güzel yüzde,ne bir şarkı duyuldu o bülbül seste. Ali’nin aşkı kor gibiyken kalbinde hep şu sözler döküldü dilinden: ‘Güzellik başa bela bahtın güzel olmayınca!’I. Dünya Harbi başladı. Ve ardından Kurtuluş Savaşı. Yunan işgalinde Adatepe’de bir Rum yüzbaşı gördü Refika’yı. Böyle bir güzelliğin tarifi yapılmamıştı o güne kadar. Savaşın sonunda Yunan terk ederken yurdu, yüzbaşı kafasına koymuştu Refika’yı. O’nu da aldı ve arkasına bakmadan gitti. Bir daha güzeller güzelini gören olmadı. Ama onu anmadan gün geçmezdi Adatepe’de.

Yıllar sonra, 1940-50 yılları arası, bir gün elinde çantasıyla ağır adımlarla köy meydanına bir kadın geldi. Ağaç altında oturan bir köylüyle konuşurken köylü onu zeytin gözlerinden tanıdı. Elbet yaşlanmıştı Refika ama O hala çok güzeldi. Eş dostla sohbetlerle hatıralarla birkaç gün geçirdi Adatepe’de. Geçmişteki kötü şeylerden hiç konuşmadı, konuşturmadı. Çoluk çocuğa karışmış, Sakız adasında yaşarmış bunca zamandır. Giderken bu sefer herkesle teker teker helalleşir gibi vedalaştı Refika. Ve belli ki bu son görüşmeydi.5-6 sene önce Onun güzelliğinin son tanığı da 94 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu etkileyici hikayenin izini süren, O’nu Sakız Adasında arayanlar oldu. Ama Refika’yı kimse bilmiyor tanımıyordu. Birgün köye, eskiciden bulunan eski bir resimle çıka geldi birisi, Refikayı bulduğunu umut ederek. Öyle anlatılmıştı ki yıllardır, sanki herkes tanıyordu Refika’yı. Göz yaşları içinde ahali resimdeki kadının O olduğunu söyledi.Durun daha bitmedi! Madem herkes resmi onaylıyordu şimdi elde peşinden gidilecek daha somut bir şey vardı. Haydi tekrar adaya. Resimdeki bayanın Yunanistan’ın ilk güzellik kraliçesi olduğu söylentisi kafaları iyice karıştırdı. Kraliçe Refika’ya mı benzer, Refika mı kraliçeye, bilinmez. Görünen o ki, Kaz Dağları her dönem eşsiz güzelliklere ev sahipliği yapmış. Kazdağlarının eteklerindeki köylerde gezerken bir gün sizde bir güzellikle karşılaşacağınıza inanabilirsiniz.
Merhaba, Rezervasyonunuzu Yaptırdınız mı ?
Online rezervasyon motoru olan OHS üzerinden güvenilir ve kolay bir şekilde rezervasyon yapabilirsiniz.
Çanakkale Anzac Hotel - Rezervasyon Yap
Grand Anzac Hotel - Rezervasyon Yap
Troia Anzac Hotel - Rezervasyon Yap